Yıldıray Oğur: Darbeciler bunu hesap edemedi

Bu ay ikincisi gerçekleşen “Basın Dünyasından Yüzler Sesler” programında, gazeteci-yazar Yıldıray Oğur ağırlandı. Basın İlan Kurumu Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Canbey’in moderatörlüğünde gerçekleşen programda darbe tarihinde basının rolü ve duruşu ele alındı.
Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nde gerçekleşen programa çok sayıda davetli katıldı. Canbey, takdim konuşmalarının ardından sözlerine şu şekilde başladı; “15 Temmuz öncesi medya ve 15 Temmuz sonrası medya denmesi gerekiyor. 15 Temmuz’da gerçekten hepimizin yüzünü ağartan olaylar oldu. Darbe dönemleri aslında 1913 yılında Bâb-ı Âli baskınıyla başlıyor. 1971, 1980 darbesi aralarda 22 Şubat 28 Şubat olmak üzere birçok darbeler var. Bu Türk siyaseti ve basını için sıkıntılı bir durum.” diyen Canbey, mikrofonu gazeteci yazar Yıldıray Oğur’a bıraktı:
“Türk siyasal yapısında darbeleri düşündüğümüzde neden biz bunları yaşıyoruz, batı yaşamıyor ?”
“Türkiye darbe tarihine baktığımızda 1913’ten, 1807’den başlatılabilir” diyen Oğur, sözlerini şu şekilde sürdürdü;” II.Mahmut’un tahta gelmesi, Vaka-i Hayriye, Nizami Cedit, Yeniçeriler ve 1856 Islahat Fermanı sonrası gayrimüslimlere hak verilmesi, 1859 Kuleli İsyanı gibi üzerinde konuştuğumuz zaman hep aynı darbe mekanizması ortaya çıkıyor aslında. Abdülaziz’in öldürülmesi, II.Abdülhamit’in tahta getirilmesi, Kanun-i Esasi’nin getirilmesi Ender Paşa’nın çıkması, İttihat Terakki sonucu askerlerin dağa çıkmaya çalışması, 1913 Bâb-ı Âli baskını. Cumhuriyete kadar, 10 tane sayabileceğimiz darbe var. 1950’de ilginç bir şey yaşanıyor. Ordunun geri kalması üzerine askerler iktidarın değişmesini istiyorlar. Demokrat Partiye tepki olarak cuntalar ortaya çıkıyor.” ifadelerine yer verdi.
“Bu darbelerin karşısında toplumun ses çıkarması, darbecilerin en büyük kâbusudur.”
“Darbeciler hep bunun olmayacağı bir zemin yaratmaya çalışır. Üniversiteler, Kemalistler böyle bir darbenin müşterisi zaten.” Diyerek sözlerine başlayan Oğur, konuşmasının devamında şunları dile getirdi; “ Bu öğrenci olayları çok ilginç bir etki yaratıyor. Darbeyle ilgili istihbarat alıyorlar. İsmet Paşa’nın ‘Sizi ben bile kurtaramam’ sözlerinde de olduğu gibi, Demokrat Parti darbeyi engellemek için ipleri sıkmaya başlıyor. Yurtdışında, New York Times gezetesinde, gazetelerimizin kapatıldığı, otoriter rejim kurulduğu vs.yorumlar çıkıyor. 15 Temmuz’da da benzer şeyler çıkıyor.” diyen Oğur, sözlerini şu şekilde sürdürdü; “ 15 Temmuz’da bakılması gereken, bir buçuk yılda her an darbe olabileceği. Yarın bir darbe olursa kimsenin şaşırmaması gerektiği bir algı yönetimi, haber ağı görüyoruz. Özellikle Ocak ayından itibaren Türkiye’de darbe olabileceğiyle ilgili birçok haber çıkıyor. Yine de yüksek sesli tartışma yaşanmıyordu. Sadece 6 ay öncesindeki Amerika’ya baktığımızda sanki sözleşmişler gibi, eski büyükelçilerin yazdığı, askerlerin tekrar sahaya döndüğü, siyaset döneminin arttığı yazılar. Muhtemelen bu bir yerlerde konuşulmuş.” Diyen Oğur, 1960’larda yapılan darbeyle alakalı Mayıs ayında New York Times gazetesinde yayınlanan bir makaleyi davetlilerle paylaşarak sözlerine devam etti:
“Türkiye’de Ulus Tehlikede”
“Mayıs ayında New York Times gazetesinde yayınlanan bir makalenin başlığı bu. Güney Kore’ye darbeyle gelen başkanın bu makalede ne işi var ? Haberin içeriğinde buna hiçbir şekilde yer verilmemiş. “ diyen Oğur, 27 Mayıs darbesiyle ilgili ise Cumhuriyet Ve Milliyet gazetelerinde yayınlanmış olan birkaç haberi de yine davetlilerle paylaşarak konu hakkında analizler yaptı.
Yine bir başka kaynağın yayınlamış olduğu, “Eline taş bağlanan Uşak Valisi Ankara’ya getirildi.” başlıklı haberi de davetlilerle paylaşan Oğur, zamanında yayınlanmış olan bu haberle alakalı, bütün gazeteler ve medya organlarının bu haberle birlikte aynı şekilde eline taş bağlanmış vali haberleri diye yayınlandığını belirtti. Çeşitli kaynaklardan darbelerle alakalı makale ve medya haberleri örneklerini davetlilerle paylaşan Oğur daha sonra, Talat Aydemir’in başarısız olduğu ilk darbe girişimiyle alakalı kendisinde mevcut olan ses kaydını yine salondaki davetlilerle paylaşarak, konu hakkında analizler yaptı.
“12 Mart darbecilerinin ilk icraatı Afyon haşhaş üretimini bitirmek oldu” diyen Oğur, bu dönemle alakalı yaşananları bütün detaylarıyla davetlilere aktardı.
1980 Darbesi
“O dönemlerde Cumhuriyet gazetesi Talat Aydemir’i beğeniyordu” diyerek sözlerine başlayan Oğur, bunun gibi bazı yayın organlarının ‘Gözlerinde Mustafa Kemal’i gördüm’ ve ‘Ankara’da ihtilal dün sabah bastırıldı’ gibi başlıklarla yayına verildiğini aktardı.
12 Eylül Darbesi ile ilgili de, The Times gazetesinin darbe olmadan önce yine aynı gün yayınlanan, ‘Türkiye’nin politik kaynar kazanı’ başlıklı haberi de davetlilerle paylaşan Oğur, 28 Şubat dönemine de değindikten sonra, 12 Mart Darbesiyle ilgili de yayınlanmış birçok somut örneği davetlilere sunan Oğur son olarak sözlerini 15 Temmuz Darbesine bağlayarak; “ Yeni bir tecrübe yok, Türkiyede eski olan darbecilerin TRT’ye girip, spikere askeri bildiriyi silah zoruyla okutmaları oldu. Bunun işe yarayacağını düşündüler.” dedi.
“Darbecilerin hesaba katamadığı tek şey halk”
‘15 Temmuz Darbesi, teknik olarak bu bizim atlattığımız ilk darbe’ diyen Oğur sözlerini şu şekilde sürdürdü; ‘Darbe bildiriminin Ankara temsilcilerine bağlanarak yapılması yanlış bir şey. Televizyoncular hafiften bir ortam yoklaması yaptı. Alt yazılar, TSK’dan açıklamalar gibi. Ama Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir açıklama değildi bu. Darbeciler de aslında tam olarak bunu yapmaya çalıştı. TRT’deki spiker de bildiriyi okumak zorunda kaldı. Ama ilk defa medya darbeye karşı net durdu. Darbecilerin hesaba katamadığı tek şey halk oldu. Üç dört kişinin öldürülmesiyle halkın kaçacağı düşünüldü. Halkın tankın önüne yatacağı hesaba katılmadı. İnşallah bundan sonra ülkemizde darbe olmaz diyerek sözlerini tamamladı.
Mustafa Canbey’de 15 Temmuz Darbesi ile alakalı düşüncelerini ve analizlerini paylaştıktan sonra, salonda bulunan katılımcılardan da gelen sorularla birlikte, yaklaşık bir buçuk saat süren program, Basın İlan Kurumu yayınlarından çıkan, “Basının Penceresinden Harbi Umumi ve Çanakkale” ve “Basın İlanlı Asrı Hayat” isimli prestij eserlerin de Yıldıray Oğur’a hediye edilmesinin ardından sona erdi.
BİK ve TYB İstanbul Şubesi’nin ortak yürüttüğü program, her ayın ikinci Perşembe günleri, saat 18.00’de, basın dünyasından usta isimlerle devam edecek.




