Türkiye’nin ilk genç yazarlar kurultayı

31 Mart – 3 Nisan tarihleri arasında üç gün sürecek olan 1. Genç Yazarlar Kurultayı, Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Projeleri tarafından destekleniyor. Kurultayda tecrübe sahibi yazarların genç yazarlarla bir araya gelmesi aynı zamanda farklı şehirlerden gelen genç yazarların da birbirleri ile tanışması hedefleniyor.
Kurultaya ilişkin TYB Genel Başkanı Prof. Dr. Hicabi Kırlangıçla kısa bir sohbet yaptık.
Öncelikle Türkiye de yazar olamaya ilişkin düşüncelerinizi söyleyebilir misiniz?
Yazarlık oldukça geniş bir anlam çerçevesi olan bir kavram. Bilim, edebiyat, gazetecilik gibi pek çok alanla yazarlığı ilişkilendirebiliriz. Araştırmacıların yazdıkları raporlar ve tezler de bir yazarlık ürünü olarak değerlendirilebilir. Gazetecilerin haber ve yorum yazmaları da öyle. Ama yazarlık dendiğinde ilk akla gelen, edebî alanda kalem faaliyeti yapmak geliyor sanırım. En çok da öykü, roman ve deneme yazarlığı. Bir de günlük tutanlar var. Günlükler defterlerde tek nüsha olarak kaldığı sürece belki yazarlık olarak değerlendirilmiyor. Ama tarihten günümüze kalan günlükler tek nüsha da olsa edebî eser muamelesi görüyor.
Bu girişten sonra Türkiye’de yazarlık bahsine geçebiliriz. Öncelikle edebî bakımdan yazarlıktan söz etmeliyiz. Bunun içine şiiri de katalım doğal olarak. Şiir yazılmaz denecektir, ama, sonuçta şiir bir aşamadan sonra yazıya geçmiş olduğundan bir yazarlık ameliyesi sayılabilir. Ülkemizde çok sayıda edebi dergi yayımlanıyor ve bunlarda birçok isim kendini gösteriyor yazar olarak. Bu açıdan canlı bir yazarlık ortamı olduğunu söyleyebiliriz Türkiye’de. Ayrıca herhangi bir edebi ortam, dergi vs. tanımadan yazarlık serüvenine atılan insanlar var. Meselâ bir insanımız kendi kendine karar veriyor, bir roman ve öyküler yazayım, diyor. Yazıyor. Sonra bunların kitap olmasını murat ediyor. Bir matbaaya gidip kitabını bastırıyor. Bazen de bize müracaat edip kitabının basılmasını istiyor. Elimizden bir şey gelmiyor tabii. Dolayısıyla ülkemizde okurdan çok yazar olduğunu düşündürtebilecek bir ortam var. Öte yandan sahici yazarların telifle ilgili sorunları var. Bugünlerde biraz azalmış görünen korsan yayıncılık sorunu var. Yazarlığı bir uğraş, emek, alın teri olarak görmeye yanaşmayan pek çok çevre var. Bütün bunların içerisinde her yıl çok sayıda güzel eserler de yayımlanıyor. TYB ödülleri çalışmamız sayesinde de pek çok yazarlık alanını yakından takip etme imkânımız hâsıl oluyor. Kısacası yazarlık Türkiye’de zor bir meslek; belki dünyada da böyle. Geleceği sağlam kurmak için sağlam yazarlarımızın yetişmesi gerekli. Bunun için hep birlikte çalışmalıyız.
Aslında birçok soruyu birden cevapladınız. Peki TYB Türkiyenin ilk Genç Yazarlar Kurultayını düzenliyor. Bu konuya ilişkin ne söylemek istersiniz?
Genç yazarlar kavramını tartışmadan konuya girmek isterim. Genç yazar, genç yazardır sonuçta. Çoğumuz birbirine yakın bir anlamı çıkarırız bu kavramdan.
Bu çalışmada biraz önce belirttiğim sağlam yazar yetiştirme kaygısı etkili olmuştur. Bir şeyler yazmaya istekli ama yeterli birikimi olmayan insanlar, bazen kimselerle temas kurmaksızın yıllarını geçiriyorlar ve sonunda isteklerini dizginleyemezlerse zayıf eserler ortaya koyan yazarlarımız oluyor. Kalemle işi gücü olan gençlere bazı yol işaretleri vermek, ama kesinlikle dayatmada bulunmadan onların izzetli, okuyan, düşünen, yazan, sorumluluk hisseden aydınlar olmasına katkıda bulunmaktır esasımız. Bunun için yıllarca Yazar Okulu tabir ettiğimiz yazarlığa hazırlama seminerleri çalışmalarımız oldu. Bu kurultay da bunun bir devamı, daha kapsamlı bir şekli gibi görülebilir. Kurultayda tecrübe sahibi yazar ve şairlerle gençlerimizi buluşturmayı amaçlıyoruz. Bir tür atölye çalışmaları dizisi olarak görülebilir bu çalışma. Ama sadece bu da değil. Gençler, yazarlarımızla ikili görüşme ve sohbet imkânı da bulmuş olacaklar. Belki kendi geleceklerini inşa etmede yeni ipuçları yakalayacaklar. Genç olmayan yazarlarımız için de öğretici olacak bu.
Önümüzdeki süreçte hem devlet hem gönüllü kuruluşlar olarak insan yetiştirme konusuna daha ciddiyetle eğilmemiz kaçınılmaz. Hatta geç de kaldık. Ama ülkeyi rahat bırakmamaya yeminli çevrelerden sıyrılıp şevkimizi koruyarak çalışmamız gerekiyor ki bu da o kadar kolay değil. Bu süreci boşa geçirmemiz halinde telafi edilemez boşluklar meydana gelecektir. O yüzden büyük sermayenin insan olduğu fikrini hafifsememek lâzım. İnsana yatırım yapma konusunda devletin ve özel sektörün cimrilik etmemesi lâzım.
Bu çalışma, ümit verici bir örnek. Gençlik ve Spor Bakanlığının dikkati ve kararlılığı, Türkiye Yazarlar Birliğinin sorumluluk bilinciyle birleşince ümit verici bir çalışma olacak diye düşünüyorum. Tabii bundan farklı ve daha büyük çalışmalar da yapmalıyız. Herkes bu konuda maddi ve manevi kaynaklarını birleştirmeli ve elbirliğiyle çalışmalı. Kültür zeminimizi sağlamlaştıramazsak maddi zemin bizi pek de ileriye taşıyamaz. O yüzden devleti yönetenlerin daha büyük sorumluluk duygusuyla dolu hareket etmeleri çok önemlidir. Bu sorumluluk duygusuyla gelecek projeleri beklemek yerine proje için manevi ve fikrî birikimi ve yeterliği olan kuruluş ve bireylere yöneticilerin olumlu anlamda baskı yapmasında fayda var.’’




