BİZİM MAHALLEDE MİZAH ÖZGÜR DEĞİL

Demirhan Kadıoğlu’nu kendi ağzından tanımak istiyoruz deseydik, bize kendinizi nasıl tanıtırdınız?
Çok zor bir soruyla başlamış olduk. Tavır ve hareketlerimi başkalarının yorumlarından yola çıkarak analiz ediyorum. Etrafımdakiler şöyle tanımlarlar beni; sevecen, şakacı olaylar karşısında sakin, zaman zaman parlayan fakat ateşi hemen sönen ve hep gülümseyen bir yüz ifadesine sahip olduğumu söylerler. Aslında kendimi tarif etmekten acizim. Çünkü ben kendimi bir kalıba koyamıyorum. Dışarıdan bakanlar beni bir kalıba koyabilirler fakat ben kendimi bir kabın içine koyamıyorum. Bana sen ‘şucusun’ ya da ‘şusun’ dediklerinde evet benim o yönüm var ama ben sadece ‘o’ değilim. Empatisi güçlü bir insanım diyebiliriz. Çizgi film izlerim ve çizimlerimde mümkün olduğunca sevimli, sevecen, cana yakın ifadeler kullanmayı severim. Bunun nedeniyse ben sanatta güzeli ve estetiği ararım. Kabalık, hoşgörüsüzlük bizim defterimizde en azından benim duygu dünyamda yoktur. Şiir okumasını severim ama şiir yazamam, baklava yerim ama yapamam misali… Ama iyi çizdiğime ve yazdığıma inanıyorum. Belki mükemmel değilim ama okurlarımdan aldığım tepkilerden bunu çıkarıyorum.
Hızlı ve pratik bir insanımdır. Anlaşılması çok kolay biriyimdir. Benimle anlaşamayana şaşarım. Çünkü egoist bir yönüm ve kaprisim yoktur. Sempatik duygularla insani ilişkilerimi geliştirmeye çalışırım. Bu ayrıca bir özellik değildir. Olması gereken budur. Ruh dünyama baktığımda çok farklı şeyler görüyorum. Bediüzzaman diyor ki ‘kainat küçülse insan, insan büyütülse bir kainat ortaya çıkar’. Bu yüzden ben kendimi bir kalıbın içinde anlatamıyorum. Mesela Necip Fazıl iyi bir şairdir. Muhafazakâr kesimin bayraklaştırdığı birisidir. Fakat Mozart ve ya Bach dinleyen birisidir. Kendisini sınırlamamış ve kendisini sınırlayanlara karşı tepki göstermiştir. Sanatçı insanların ruh dünyası değişkendir. Durunuk bir su gibi düşünmemeli sürekli değişen hareket halinde bir su gibidir ruh.
Çocukluk döneminde hayata bakış açınız nasıldı?
Çocukluk dönemlerindeolaylara derinlikli, nedir ya da ne değildir bilinciyle bakmıyorsunuz. Çocukken daha ukala ve pervasız oluyorsunuz… Büyüdükçe çok şey öğreniyoruz. Örneğin bu ülkenin bir darbeler ülkesi olduğu ve daha dikkatli olmanız gerektiği gibi… Zaten bir sanat dalıyla uğraşıyorsanız, bu işi beş on yıl sonrasını görerek yapıyorsunuz. İlk çizdiğim karikatür, Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit’in meclisteki kavgasıydı. Sekiz yaşındaydım çizdim ve öğretmenime verdim. Öğretmenim buna kötü bir tepki vermedi, sadece‘senin bunları çizmen erken, daha çocuksu şeyler çizmelisin’ dedi. Zaman içerisinde olaylara nasıl yaklaşmamız ve bakmamız gerektiğini öğrendik…
Çocuklara özel bir sevgi ve alakanızın olduğunu gözlemliyoruz bunun sebebi nedir?
İşim gereği şartlar çocuklarla diyalogumu gerektiriyor. Fakat bunun temeline baktığımda şunu söyleyebilirim. Ben daha büyümedim. Sebebi bu olmalı sanırım. Hala onların yaşındayım ve onların arkadaşıyım. Mizahla uğraşan adam büyümemelidir kanımca.
ÇOK YÖNLÜ OLMAK RUHU BÖLMEZ, ZENGİNLEŞTİRİR!
Bir insan hem yazar hem karikatürist nasıl olur?
Bu sadece yetenek değildir. Yetenek yüzde otuzdur. Gerisi pratiğe dayanır çok çalışmakla olur. Eğer yeteneğiniz var ve çalışmıyorsanız sadece yeteneklisiniz demektir. Fakat gayret ederek çalışıyor ve üretiyorsanız o zaman sanatçısınızdır diyebilirim. Bunu bana hep sorarlar ‘iki ayrı sahada kalem sallıyorsun ruh bölünmesi olmuyor mu’ diye? Ben bunu ruh zenginleşmesi olarak görüyorum. Yani iki yönümü birbiriyle beslerken ruhumu da bu şekilde rehabilite edebiliyorum. Hepimiz insanız ve zor zamanlar geçirebiliyoruz. Bir takım duygusal travmalar yaşayabiliyoruz. Ben 27 yıl çalıştığım bir kurumdan ceketimi alarak bir anda ayrıldım. Bir ömürdür 27 yıl. Bu büyük bir travma ve bunu nasıl atlatacaksınız?.. Bana neden bir şey olmuyor diye? Kendimden şüphe duyduğum zamanlar oldu. Bu durumu bir psikolog arkadaşıma sorduğumda bana ‘ sen kolay yıkılmazsın. Çünkü birinde tıkanırsan diğerinde bir çıkış yolu bularak kendini rehabilite edecek bir yolu mutlaka bulursun’ demişti.
Mizah insan hayatına ne katar? Sizin hayatınıza ne kattı?
Öncelikle gülümseme katar. O yüzden hep sevecen olduğumu söylerler. Aslına bakarsanız mizah gözlem işidir. Karşınızdaki kişiyi ya da olayları gözlersiniz. Kişinin gülüşünden, konuşmasından olayların oluş biçiminden kendinize göre bir sonuç çıkartırsınız ‘Böyle bir şey olsa’ diyerek o olaya ya da kişinin durumuna bir çentik atarsınız. Gülümsüyor ve gülümsetirsiniz. Tabii ki mizah ile alayı da karıştırmamak gerekiyor. İkisinin arasında çok ince bir çizgi vardır. İnsan onurunu zedelemeden mizah yapılması gerekir. İki ucu keskin bir iştir. Zarar da verebilirsiniz, fayda da sağlayabilirsiniz. Dolayısıyla bu hassasiyeti korumanız çok önemlidir. Mizah Cenab- Hakkın fazlındandır diye düşünüyorum.
BİZİM MAHALLE MİZAHDA ÖZGÜR DEĞİLDİR.
Mizahta bir ölçüsü var mıdır? Türkiye’de karikatürün yeri ve durumu nedir?
Bu işin ölçüsü çizerin ya da yazarın insani yapısıyla ve karakteriyle de alakalı. Türkiye de mizahın geldiği nokta çok iyi. Mizah genelde üniversite kesimi tarafından ilgi görüyor. Sağ ya da sol kesim ayırmaksızın böyledir. Baktığınızda görüyorsunuz ki sağ kesimdeki okurlar sol kesimin mizah dergilerini okuyabiliyorlar. Çok rahat tahlil edebiliyorlar. Diyorlar ki sağ kesimde neden mizah yok? Bu kalite ya da başka şeylerden dolayı değildir. Bu bizim kesimin çok fazla surlarla çevrilmiş oluşundandır. Sağ kesimde o kadar çok bariyer var ki espri yapamazsınız. Ölçü olacak elbet fakat bizde ölçü milliyetçiği var. Sağda mizah olmaz mı? Olur, hem de çok güzel bir şekilde olur. Buna gelenek ve göreneklerimiz şahittir. Keloğlan, Nasrettin Hoca, Hacivat- Karagöz, tekerlemeler gibi birçok örneği var… ‘Solda mizah olur mu? Olur.. Bel altı olursa, kutsallara ve kişilere saldırı olursa olur’… Böyle olmamalı, bu bir özgürlük değildir. Bizim anladığımız anlamada sağ kesimde bariyerler olmasa çok daha iyi mizah yapılabilir.
Şu an bağımsız bir yazar ve gazeteci olarak söylüyorum bunları. Sağ kesimde aman şu cemaat, ya da şu kesim rahatsız olmasın diye mizahı kısırlaştırdık. Aslında bizim mahalle mizah özgür değil… Günümüzde mizah karikatür diye adlandırılsa da, değildir. Ortaoyunu, direkler arası, drama gibi kulvarları vardır. Karikatür bu işin bir boyutudur. Burada kendimizi kısırlaştırmışız. Her şeyden önce mizahın tanımını yapmakta zorlanıyoruz. O yüzden bizde mizah dergileri de satmıyor. Önce bu kültürün oturması ve demlenmesi lazımdır.
KARİKATÜR BENİM İÇİN BİR ÖNERME ŞEKLİDİR
Yazı ve çizimlerinizde topluma mesaj verme endişesi taşıyor musunuz?
Ben karikatürlerimde halka şu mesajı vermeliyim endişesi taşımam. Çizdiğim karikatürün ana teması, ‘ben bu durum ya da olay hakkında böyle düşünüyorum, bu fikri benimle paylaşır mısınız? Ben bu fikri çiziyorum, buna gülüyorum ya da endişeleniyorum’ demektir. Her karikatür okuyucuya karşı ‘siz ne dersiniz?’ önermesidir. Ben böyle çiziyorum siz bu fikre uyacaksınız dayatması değildir. Ben fikrimi beyan ediyorum kişi katılır ya da katılmaz. Bir kaygı olmadan hareket etmek de kalemimi özgür kılıyor.
Bu güne kadar sizi etkileyen yazar ve çizerler kimlerdir? Ve en çok etkilendim diyeceğiniz tarafları ne olmuştur?
Olayların akışına ve küçüklüğümden bu yana okuduklarıma bakınca, çizgi roman yerine mesela Kemalettin Tuğcu hikayeleri okurdum. Çok etkilemiştir beni. Çünkü içinde bulunduğumuz durumu bir anlamda romanlaştırmıştır. Hatta o kitapları sesli bir şekilde okurdum. Tarihçi- yazar Abdullah Ziya Kozanoğlu vardır. Onun üslubu ve ‘Tek Kollu Kahraman’ adlı kitabı beni çok etkilemiştir. Sanırım çok yönlü bir roman olduğu için etkilendim. Elbette Cemil Meriç vazgeçilmezimdir. Köşe yazarlarını takip etmeyi severim. Tercüman, Güneş Tefrikaları, Murat Sertoğlu, Koca Yusuf, Adalı Halil… Daha sonra ki dönemlerde, Rauf Tamer, Ergün Göze, Yavuz Bahadıroğlu gibi… Rus edebiyatından Maksim Gorki en beğendiğim yazarlardandır. Ona kendimi daha yakın buluyorum. Yaşadığı sıkıntılar az çok bizim yaşadığımız sıkıntılardır. ‘Benim Üniversitelerim’ kitabı çok meşhurdur. İlkokul mezunu bile değildir oysa. Fakat müthiş bir üsluba sahiptir. Rus edebiyatını etkilemiştir. Neden? Çünkü yaşadığı acıları ve sıkıntıları kâğıda akıcı bir üslupla dökmeyi başarmıştır.
Yeni çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz, neler yapıyorsunuz? Yeni projeleriniz var mı?
Yeni bir kitap ilk roman deneme çalışmam var. Bu romanın alt yapısı üzerinde on yıldır uğraşıyorum. Sürekli yazıyorum, bozuyorum, çünkü roman yazmak gerçekten zor. Bir de kendi hayatınızdan kareler ekliyorsanız işiniz daha da zorlaşıyor. Onu toparlamaya çalışıyorum. Diğer yandan TV programım ‘Medya ve Toplum’ devam ediyor. Günlük bant karikatürler ve TRT Arapça’daki çalışmalar devam ediyor. Esenler Sanat Evi’nde karikatür derslerim de haftanın beş günü oluyor. Bunların hepsi eş zamanlı olarak yürütmeye çalışıyorum.
Karikatürist olmak isteyen arkadaşlara sadece üç kelimeyle tavsiyede bulunun deseydik bu kelimeler neler olurdu?
Oku, düşün, anla…
Değerli vaktinizi ayırdığınız için size çok teşekkür ediyoruz. Oldukça verimli ve keyifli bir sohbet oldu bizim için… Çalışmalarınızda kolaylıklar diliyoruz.
Ebru Olur
İstanbul TYB
DEMİRHAN KADIOĞLU KİMDİR?
1966’da İstanbul’da doğan Kadıoğlu ilk, orta ve lise öğreniminden sonra çeşitli meslek dallarında görev yapar. Fotoğrafçılığın ardından 1983’te Yeni Nesil Gazetesi’nde “kamera” bölümünde, daha sonraki yıllarda Can Kardeş çocuk dergisinde fiilen çalışma hayatına devam eder… Burada çizgi roman ve renklendirme çalışmalarına başlayarak 2000’de Can Kardeş Yayın Koordinatörü olarak göreve başlar. Hikaye, masal ve çizgi roman çalışmalarını da yürüterek yedi yıl Can Kardeş Dergisi Koordinatörü ve ardından Bizim Radyo Haber Müdürü olarak çalışır. Yeni Nesil gazetesinin arka sayfasında siyasi karikatürlerle başlayan çizim hayatı ise iç sayfalara da günlük çizgi roman ve bant karikatürlerle devam eder…
Ardından TV yayın hayatı başlar ve Dost TV’de “Ne var Ne yok,” “Demirhan Abi’den masallar” programını üstlenir. Şimdi haftanın altı günü Hilal TV’de “Çiz Bakalım” programının hem yapımcısı, hem sunucusu olarak görev alır. “Moralhaber.net” sitesine günlük siyasi karikatürler çizer.
Yayınlanmış eserleri arasında Yeni Asya Neşriyat ve Can Kardeş çocuk yayınlarından çıkan iki hikaye ve bir de boyama kitabı yer almaktadır. Satıcı Çocuk, Cennette Burak (2007) ve Doya Doya Boya (2005)… Yanı sıra birçok yayınevinin kitap çizimi yapar…
Hem yazıp, hem de çizmiş olduğu kitaplar:
Gençlik Yayınlarında çıkan Mevlana’dan Hikayeler serisi (2003-2005)…Hepsiçocuk Yayınlarından; Küçük Beylere Masal Keyfi, Küçük Hanımlara Masal Keyfi kitap, Küçük Beylere Uyku Masalları ve Küçük Hanımlara Uyku masalları adlı çalışmalarım bulunmaktadır (2007-2008). Nesil Yayınlarından “İslamın Şartları” Masal Boyama (2008)….




