Untitled Document
Untitled Document
  Anasayfa  
  Hakkımızda  
  Etkinliklerimiz  
  Haberler  
  Kitap Tanıtımı  
  VİDEOLAR  
  Ziyaretçi Defteri  
  Bize Ulaşın  
Arapça Kitap Fuarı
EDEBİYAT MEVSİMİ/Ödül töreni

 

  Ana Sayfa  > Etkinliklerimiz > Mahmut Bıyıklı: 'Düğümler Kördüğüm Olmadan Çözülmeli'
 
Mahmut Bıyıklı: 'Düğümler Kördüğüm Olmadan Çözülmeli'
19-09-2019 15:21
Son devrin önemli şahsiyetlerinden biri olan Rahmi Eray, “Düğümler kördüğüm olmadan çözülmelidir” dermiş. Kördüğüm olan meselelerde her kafadan bir ses çıkar, kör dövüşü başlar. Bu kör dövüşünden de çözüm çıkmaz, sorunlar dağ gibi büyümeye devam eder.
FaceBook ta paylaş
 
 

Son zamanlarda camiada özeleştiri kılıfı altında hırpalayıcı, yok edici, sert eleştiriler, kör dövüşünden başka bir şey değil.

Büyük yıkımlar görmüş ama her seferinde toparlanmasını bilmiş bir milletin evlatlarıyız. İçinden geçtiğimiz sürecin bizi bir çıkmaza sürükleyecek kadar çetrefilli olduğunu düşünmüyorum.

Bu topraklarda bin yıl daha huzuru hâkim kılacak, adaleti tesis edecek, yeni nesillere umut aşılayacak bir kesim varsa o da Müslümanlardır. İçinde yaşadıkları coğrafyanın ruhundan uzak, özünden kopuk sekülerlerin, süslü söylemlerden başka hiçbir şeyleri yok. Dün de yoktu, bugün yok yarın da olmayacak. Kendilerini bize insanlık abidesi gibi sunanların sabıkaları ortada. Bazı muhafazakârların gaflet içerisinde onlara ümit bağlaması, akıl tutulmasından başka bir şey değildir. Seküler kesimin sahte gülücüklerine aldananlar celladına âşık olanların travmasını yaşamaktadır. Riya saltanatı yıkılmaya mahkûmdur.

Peki, özeleştiri yapmayacak mıyız? Elbette yapacağız ama özeleştirinin sonucunda en fazla diz dövülür ki burada hatanın farkında olma durumu vardır. Pişmanlık söz konusudur, hatadan dönülmeye başlanmıştır. Oysaki son günlerde dizi değil, yüzü dövme durumunu yaşıyoruz. Yüz dövme aklın bittiği yerdir. Psikolojik olarak ağır bir vakayı gösterir, tedavisi uzun sürecek bir hastalığın işaretidir. “Yandık bittik” diyerek kriz tellallığı yapanların akıl hastanelerinde başını döven, yüzüne vuran hastalardan farkı yoktur. Aklını ve inancını koruyan insanlar için çıkış yolu her zaman vardır.

Siyaset tıkanmış, Türkiye bir tünele girmiştir, doğrudur; fakat tünelin ucunda bizi bekleyen ışığı görememek, bu toprakları tanımamak demektir. Siyasetin toparlayamadığı zamanlarda da toparlanma vazifesini üstlenecek birileri mutlaka çıkar. Yakın tarihin zor zamanlarından birinde “Toparlanın gitmiyoruz” diyen bir yiğit ses bütün toplumu toparlamış yeniden doğrulmaya vesile olmuştur. Daha büyük kırılmaların sonunda ‘Hey gidi Küheylan Koşmana bak sen’ diyen ufuk, yollar açmış yollarda yürüyecek yolcular yetiştirmiştir. Yenilgi yenilgi büyüyen zafere işaret eden öncüler de yine büyük mağlubiyetler sonrası bu topraklardan çıkmış aziz milletimize yol ve yön göstermişlerdir. Her şeyin bitti sanıldığı bir noktada aslında her şeyin yeni başladığını kulaklara fısıldayacak gönüllere aşılayacak erler mutlaka vardır.

İnanan insanlara umutsuzluk yakışmaz, karamsarlığa kapılmak korkakların işidir. Cesaretle, ferasetle, ilimle, hikmetle çağları aydınlatan Müslümanlar, yarınlarda da ülkenin ve bütün dünyanın tek umududur. Umut görülenlere, umutsuzluk haram kılınmıştır. Vakit toparlanma, yeniden ayağa kalkma vaktidir. Üstadın dediği gibi; “Her çağda, şartlar ne kadar ağır ve umutsuz olursa olsun, inananlar için muhakkak bir Nuh'un gemisi vardır.”

Sadece sorunları konuşarak bir yere varamayız. Biz işimize bakalım, düsturu ana düsturumuz olmalı. Bugüne takılmayalım. Yüzyıl sonrasına mektuplar yazalım. Türkümüzü en gür şekilde söyleyelim. Kardeşliğimiz pekiştirip sefere devam edelim. Emeksiz zaferlerin geçici olduğunu bilelim. “Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!/ Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir” ruhunu diri tutalım. Genelde her şeyi eleştirenler hiçbir şey yapmayanlardır. Onlara gülüp geçelim. Geçmiş hatalarımıza bir “nasuh tevbesi” yapıp Alparslan’ın ordusundaki akıncılar gibi yolumuza devam edelim. Göklerden gelecek güzel kararlara gönlümüzü açık tutalım.

Daha göreceğimiz çok fetihler nail olacağımız nice müjdeler var. “Yarınlar yorulanlarındır” diyenlere kulak verelim. Yorulmadan yorum yapanlara kulaklarımızı tıkayalım. İnşallah yarınlar bugünlerden daha aydınlık olacak. İnananlar kazanacak!

Bunları hamasi hayallerle söylemiyorum. Bu böyledir. İnandığım için söylüyorum. İnandığım din bana bunu emrettiği için söylüyorum.

Kirlenmiş elleri tutup bütün eller kirlendi algısına kanmaya gerek yok. Temiz eller temiz vicdanlar bitmez. İyiler tükenmez. Bir makam ve mevkie gelip imtihanını kaybedenler dökülecek, ganimet döneminin hesabi insanları temizlenecek, hasbi insanlarla bu dava kıyamete kadar devam edecektir.

Bugün en büyük problemimiz, şahısların hatalarını insafsızca davanın omzuna yüklememizdir. Tam da bir söz büyüğünün dediği gibi: “Baki bir hakikat, fani şahsiyetler üstüne bina edilmez. Edilse, hakikate zulümdür.” 

Hakikate zulmetmeyi bıraktığımız zaman davayı da doğru okumuş olacağız. Allah davasını dava edinenler iyi bilir ki Allah'ın davası ölmez. Ölmeyecek davaya talip olanlar hiçbir şart altında savrulmazlar. Hakikati savunanların savrulma lüksleri yoktur. Çelikten iradeleriyle her zorluğa göğüs germesini iyi bilirler. Yenilseler de mağlup olmazlar. Mağlup olsalar da ağlak ağlak bağırıp çağırmazlar. Allah ümidimizi ve imanımızı korusun. Gerisi kolay.

 
 
 

1. İstanbul Öykü Festivali'nin Oturumları Dolu Dolu Geçti

Ali Haydar Öztürk TYB İstanbul’da

Yeryüzü Buluşmaları’nda Kudüs Konuşulacak

Gazeteci-Yazar Yıldıray Oğur, “Basın Dünyasından Yüzler Sesler” Programına Konuk Oluyor
 
Untitled Document