Untitled Document
Untitled Document
  Anasayfa  
  Hakkımızda  
  Etkinliklerimiz  
  Haberler  
  Kitap Tanıtımı  
  VİDEOLAR  
  Ziyaretçi Defteri  
  Bize Ulaşın  
Arapça Kitap Fuarı
EDEBİYAT MEVSİMİ/Ödül töreni

 

  Ana Sayfa  > Etkinliklerimiz > Mahmut Bıyıklı: Hatırat mı Hesaplaşma mı?
 
Mahmut Bıyıklı: Hatırat mı Hesaplaşma mı?
12-02-2019 08:57
Ezel Erverdi yayın dünyasının duayen isimlerinden birisi. Dergâh Yayınları’yla ve kültürümüze sağladığı katkılarla Cumhurbaşkanlığı Ödülü’ne layık olacak kadar büyük hizmetleri oldu. “Hareket” ekolünün önde gelen isimlerinden olması ve özellikle merhum Nurettin Topçu’nun eserlerini yayın dünyasına kazandırması yönüyle de saygıyı hak eden bir kişi.
FaceBook ta paylaş
 
 

Dergâh’a dair hayal kurmuş ama istediği olamamış ya da kitap çıkarmak isteyip de çıkaramamış birkaç kişinin nefsanî salvolarının dışında da Erverdi’yle ilgili hep güzel cümleler kondu kulağıma. Özellikle TYB’nin ağabeyleri olan büyüklerimiz her mecliste, her sohbette hürmetkâr sözler söylediler, sitayişle bahsettiler.

 

İnsan insana yazılır

Ezel Erverdi ve arkadaşlarının genç yaşta Topçu gibi karakter abidesiyle ancak nasiple açıklanabilir. Bazı insanlar, bazı insanlara yazılır. Bazı insanlar da bazı insanlara yazdırılır. Kaderi ortak yazılan insanlar dağda bayırda da doğsa Allah getirip şehrin merkezindeki başka birisiyle onu buluşturur. Topçu gibi şahsiyetlerle tanışıp yakın olmak da tamamen yazılmakla ilgilidir. Nasibi olanları Allah alır, dizdize getirir. Kimini Erzurum’dan, kimini Erzincan’dan, kimini Arapgir’den, kimini Hatay’dan, kimini Rize’den alır, İstanbul’da Nurettin Bey’in çevresine yerleştirir. Meseleye böyle bakıyor ve Topçu’nun etrafındakilerin de kısmetli insanlar olduğunu düşünüyorum. Merhumun davasının, derdinin, şahsiyetinin büyüklüğünü konuşmaya gerek yok.

 

Topçu gündemi

Özellikle son yıllarda TYB’nin öncülüğünde gerçekleşen nitelikli programlarla Topçu, toplumumuza çok iyi tanıtıldı, anlatıldı. D.Mehmet Doğan’ın bu hususta, mesuliyet duygusuyla hareket edip gösterdiği fedakârlığa yakından şahidim. Dolayısıyla Dergâh Yayınları’nın, eserlerine sahip çıkmasıyla, TYB’nin kamuoyuna yönelik çalışmalarıyla Nurettin Topçu gündemdeki hak ettiği yerini her zaman korumaya devam ediyor. Bunların yanında, özellikle son yıllarda “Hareket” ekolünün mensupları tarafından Hoca hakkında yayımlanan kitaplar da önemli bir boşluğu dolduruyor. Önemli şahsiyetlerin yazdıklarının yanında haklarında yazılanları da okumak ayrı bir ufuk açıyor.

Bu sebeple Topçu’ya yol arkadaşlığı yapmış olanların yazdıkları kitapları da okumaya çalışıyorum. Hepsinden çok kıymetli bilgiler edindim.

 

Topçu’dan kalanlar

Geçtiğimiz aylarda Ezel Erverdi’nin Nurettin Topçu: Dünden Kalanlar Geleceğe Umutlar kitabının çıktığını duyunca da ayrı bir heyecan duydum ve kitabı okumaya başladım.

Her şeyden önce, 1303 sayfalık böylesi dev bir eseri hazırlamak büyük gayret ister. Gece gündüz demeden emeğini esirgemeyen Erverdi’yi kutlamak gerek.  Günlerdir ev iş arası çantayla taşıdığım için omzumda ağrı oluşturacak kadar ağır ve kalın bir eser olmuş.

Kitap üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm daha çok dernek faaliyetlerine, ikinci bölüm Topçu’nun faaliyetlerini yaymak için iyi niyetle yola çıkılan idealist gençlerin üzerlerine aldığı ağır sorumluluklara, üçüncü bölüm Topçu’dan geriye kalanlara ayrılmış.

Bir de ekler bölümü var. Aslında ekler, kitabı gereksiz yere şişirmiş. Bunu iyi bir hatırat okuru olarak söylüyorum. Keşke ayrı bir derleme kitap olarak değerlendirilebilseydi.

 

Hatırat mı hesaplaşma mı?

İleride eleştirmenler kitap hakkında ne derler bilmiyorum ama altın kıymetinde değerli bilgilerin ve anekdotların bir araya getirildiği özgün hatıraları okurken heyecanlanmanın yanında bazı sayfalarda hayal kırıklığı yaşadığımı samimi olarak söylemek isterim.

Başka bir yazıda Özellikle Nurettin Topçu’yla ilgili heyecan duyduğum ve altını çizdiğim anekdotları paylaşabilirim, ama bu yazıda özellikle beni rahatsız eden birkaç hususun altını çizmek istiyorum.

“Hareket” ekolünün bugün hayatta olan ve Topçu’ya bütün samimiyetiyle bağlı olan bazı isimleriyle de kitap hakkında konuşunca onların da rahatsızlık duyduğunu gördüm.

Maalesef Ezel Bey, kitaba geçmiş öfkelerini ve hesaplaşmalarını aşırı yansıtmış. Bazı yaşanmışlıkları okuyucunun tahammülünü zorlayacak, sabır taşını çatlatacak kadar, “çek-senet” mevzuuna kadar indirmiş. Topçu’nun hayatta olsa müsaade etmeyeceğine inandığım konulara girilmiş. Ezel Bey keşke Nurettin Topçu’yu kapağa ve merkeze aldığı kitaba bazı hususları hiç karıştırmasaydı ya da “Hesaplaşmalarım” adıyla başka bir kitap yayınlasaydı.

Bu kitabı okuyunca, yakından tanıdığımız onlarca büyük insana “Efendim, hatıralarınızı yazacak mısınız?” diye sorduğumuzda niçin tatlı tatlı gülümsediklerini daha iyi anladım. Hele birinin, “Evladım, hiç yazılmaması, hatıralarım arasında negatif olarak yer alacak bir kişinin evlatlarının ve torunlarının müteessir olmasından daha hayırlıdır..” demesini unutamıyorum. Haklı çıktılar.

 

İşte servet budur!

Bazen yazmak sorumluluktur ama bazen yazmamak da sorumluluktur. Genel eleştirilerimi mahfuz tutmakla birlikte özellikle Cahit Çollak ile ilgili satırları okurken tansiyonumun yükseldiğini, çok üzüldüğümü belirtmek isterim. Kitapta öyle bir Cahit Çollak portresi çizilmiş ki, merhumu tanıyan hiç kimsenin bu anlatıma hoşgörüyle yaklaşacağını sanmıyorum.

Hepimiz öleceğiz, hepimiz faniyiz. Kamuoyunun bildiği, sevdiği, kalbinin ısındığı Çollak’ı “o aslında sizin bildiğiniz gibi değil, şöyle şöyle kusurları var” demek için epey çaba sarf edilmiş. Bir okur olarak bilmemizin hiç faydası olmayacak iki kişiyi ilgilendiren alışverişteki yanlışlıkların ısrarla altının çizilmesine bir anlam veremedim. Allah aşkına bize ne Çollak’ın sözünü tutmadığından, işine sahip çıkmadığından, tembel olduğundan, faiz yediğinden… Kul, “kusurlu”, demektir; insan, “noksan”, demektir. İnsanlar onu kusurlarıyla, noksanlarıyla sevmişler, bağırlarına basmışlar.

Bakın geçtiğimiz günlerde mezarı başında toplanan kalabalığın niteliğine… “Dünyanın kralı benim” edasıyla kibre bürünen nice tüccarın ve nice siyasetçinin bugün mezarına kendi evlatları bile uğramazken; Cahit Ağabey’in kabrinde müminler, gözyaşları içinde Fatihalar, Yasinler okuyor. İşte servet budur! Akıllı tüccar olup dünyaya kibirle bağlanacağına, müflis esnaf olup dünyayı elinin tersiyle itmiş Cahit Ağabey. Hep kaybetmiş, hep imtihanda olmuş. Bilemeyiz, belki de Allah onu dünyadan korumak için dünyalıklardan uzak tutmuştur.

Kitaptaki eleştirilere maruz kalıp da hayatta olanlar mutlaka cevap verecektir. Ama vefat etmiş birisine yapılan bu sert eleştiriler içimi daralttı. “Ölülerinizi hayırla yâd edin” ilahî tavsiyesini unutmamak gerek.

Ezel Bey keşke biraz empati kurup “Çollak’ın çocukları ve torunları o satırları okurken ne hisseder?” diye düşünseydi.

 

Mektup mahremiyettir!

Erverdi, Dergâh dergisinin Şubat 2017 sayısında Cahit Ağabey’in vefatının ardından yazdığı yazıda, “Kırk Yıl Sonraki Nurettin Topçu’nun Kaleminden Hal Değerlendirmesi” mektubundan bahsetmiş, ardından “kişiye yazılan mektubu açıklamak doğru değil hatta adap dışıdır” demiş; fakat öfkesine hâkim olamamış ki, dergide yayımlanmasını adap dışı olarak gördüğü mektubu kitapta yayımlamış.

Oysaki güzelim Cahit Ağabey, mektubun bir bölümünde hâl diliyle “Davamızda temel olan hesaplaşma değil, Allah’ın rızasıdır” diyor.

Mektup iki kişinin arasındaki mahremiyete girer; yazan kişinin rızası olmadan bu mektubu yaymak mahremiyete saldırıdır. Cahit Ağabey’in çaresiz hâlini, kıvrana kıvrana, belki de içi yana yana yazdıklarını kamuyla paylaşmasını, açık ve net söyleyeyim ki yanlış olmuş.

 

Ölüyü dövmek!

Kitaptaki Cahit Çollak kısmı bir anlamda “dergide tam dövemedim, sayfa sayısı sınırlıydı, kitap zaten tuğla gibi, istediğim gibi döveyim” psikolojisini yansıtmış.

Nereden baksanız acı, nereden yaklaşsanız yanlış, nereden tutsanız yazık…

Biz ne zamandan beri ölülerimizi döver olduk? Biz ne zamandan beri ölülerimizin mezarlarının üstünde senetleri, çekleri konuşur olduk? Yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül veren sabırlı, azimli, lakin gösterişsiz, nümayişsiz çalışan “Hareket” mensuplarının yeni nesle hatırı saymayı, hatıraya sahip çıkmayı, maziyi hayırla anmayı öğretmesi gerekmez mi?

 

Müminin görevi

Yine kitapta, “güler misin ağlar mısın” kabilinden bir bölüm var ki kulaklarıma kadar kızardım: Dergâh dergisindeki yazıdan sonra, Çollak’ın eşi ve çocukları doğal olarak rahatsız olur ve derginin yayın yönetmeni Ali Ayçil’i arayıp haklı sitemlerini bildirirler. “Yazının başlığını keşke editör olarak ‘Kötü Tüccar Cahit’in Bıraktığı Miras’ yapsaydınız” derler. Bu, yüzde yüz haklı bir sitem. Keşke Ali Ayçil o yazıyı hiç yayımlamasaydı, Dergâh tarihinde böyle bir hadise yaşanmasaydı.

Gelin görün ki Ezel Bey ailenin kendisini değil de Ayçil’i aramasına kızar ve bu mevzuu da kitaba taşır. Sonra başlar dergide eksik kalan Çollak yorumlarına. Merhumun verdiği bir röportajdaki bilgi yanlışlarını sıralar. Rahmetlinin hesaplarındaki yanlışlıklardan başlar, konuşmasındaki tutarsızlıkları sayar döker. Bunu da dünyadan göçmüş kişiyle yaşananları doğru aktarmayı görev bildiği için yaptığını söyler. Kültürümüzde böyle bir görev bilinci yok. Müminin görevi hatayı örtmek, güzeli yaymaktır.

 

Hesap sormak

Daha fazla konuya girip okuyucuyu da germek istemem. Çünkü ben fazlasıyla gerildim. Keşke büyük bildiklerimiz büyüklük yapıp bu konulara girmeseler de biz küçükler de küçüklüğümüzü bilip edebimizle sussak, onları dinlesek, onları okusak.

Ezel Bey’den istirhamımız, kitabın ikinci baskısında bu hatadan dönüp o sayfaları kaldırmasıdır. Şu an Rabb’ine hesabını veren birisinden hesap sormak vicdana sığmaz. Bırakın, bizim gönlümüzdeki Cahit Çollak, bizim bildiğimiz gibi kalsın. Çollak’ın kederli ailesinin ruh hâlini sarsmayı bırakın, yaşadığınız güzel günlerin hatırını sayın. Nuretin Topçu’nun ahlak öğretisi bunu gerektirir. Keşke kitabı Dergâh’taki amatörler değil de profesyoneller okusaydı yayımlanmadan ve keşke bu satırların ve daha fazlasının kitaba girmesine mâni olsalardı.

Cağaloğlu’nda Ali Ayçil’e sordum; “Kitabın içeriğinden haberim yok” dedi. Entelektüel derinliğine güvendiğim bir arkadaşa anlattım, çok üzüldü, “Keşke İsmail Kara okusaydı” dedi.

 

Haklı değil huzurlu olmak

Hülasa bu yazı, Dergâh Yayınları’nı önemseyen; Ezel Erverdi, İsmail Kara ve Mustafa Kutlu’yu görünce kültürümüze hizmetlerinden dolayı ceketini düğmeleyen bir adamın üzüntüsü sonucu ortaya çıkmıştır. Başkaca gayesi yoktur.

Kitapta yanlış anlaşılmalara sebebiyet verecek bölümlerin ikinci baskıda düzeleceği ümidiyle merhuma Allah’tan rahmet, Hareket’in hayatta olan bütün değerli fertlerine Ezel Bey başta olmak üzere bereketli ömürler diliyorum. Yazımızı merhum Cahit Ağabey’in müthiş sözüyle bağlayalım:

“Haklı olmayı değil, huzurlu olmayı tefekkür edelim. Zira hayatın tekrarı yok.”

Huzurla kalın efendim.

 
 
 

Ali Haydar Öztürk TYB İstanbul’da

Yeryüzü Buluşmaları’nda Kudüs Konuşulacak

Gazeteci-Yazar Yıldıray Oğur, “Basın Dünyasından Yüzler Sesler” Programına Konuk Oluyor

Bülent Ata TYB İstanbul’da
 
Untitled Document