Untitled Document
Untitled Document
  Anasayfa  
  Hakkımızda  
  Etkinliklerimiz  
  Haberler  
  Kitap Tanıtımı  
  VİDEOLAR  
  Ziyaretçi Defteri  
  Bize Ulaşın  
Arapça Kitap Fuarı
EDEBİYAT MEVSİMİ/Ödül töreni

 

  Ana Sayfa  > Etkinliklerimiz > 10. İstanbul Edebiyat Festivali’nin İlk Günü Yazmak ve Yaşamak Konuşuldu
 
10. İstanbul Edebiyat Festivali’nin İlk Günü Yazmak ve Yaşamak Konuşuldu
12-12-2018 17:57
Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul Şubesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı’nın iş birliğiyle düzenlenen "10. İstanbul Edebiyat Festivali" coşkulu bir açılış töreni başladı. İlk oturumda “Yazmak ve Yaşamak” konusu tartışıldı.
FaceBook ta paylaş
 
 

 

Edebiyat Festivali’nde Açılış Oturumu: Yazmak ve Yaşamak

Açılış konuşmalarının ardından gerçekleştirilen “Yazmak ve Yaşamak” başlıklı oturumda, Ali Ural, Beşir Ayvazoğlu, Mustafa Özel, D. Mehmet Doğan söz alarak birer konuşma yaptılar. Ali Ural, “Yazmak ve Yaşamak” başlıklı konuşmasında, şöyle konuştu: “Yazmak, Yaşamak ve Okumak birbirinden ayrılmayan edebiyatın üç unsuru. Edebiyat hayatın üzerinden hakikati yeniden üretiyor. Olan’dan yeni bir gerçeklik çıkarıyor. Bir hikâyesinde “Kırlangıç Yuvası’nda bir kadın olur mu? Olsun olmasın” der Sait Faik. Burada edebiyatın yeni bir gerçeklik ifade ettiğinin altını çizer. Edebiyatçı yeni bir dünya var eder ve orada bizi rehabilite ederek, gerçek dünyada daha düzgün biçimde yaşamamızı sağlar. Kurgu gerçeği manipüle ediyor. Gerçek de kurguyu.  Sartre, “Yazmayı” bir topaça benzetiyor. Ancak hareket halindeyken var olan. İşte buradaki hareket hali “okumak”... İnsan yeryüzüne okumak için geldi. İlk hitap “oku”… İnsan bütün hayatı boyunca okumakla mükellef. Kendi hayatını, arkadaşını, dünyayı…”

 

Beşir Ayvazoğlu: “Üç tane romanımı yırttım ama bunları kayıp olarak görmedim hep tecrübe kazandırdı bunlar bana”

“Edebiyat ve Hayat” başlıklı konuşmasında kendi tecrübelerinden örnek veren Beşir Ayvazoğlu, genç yazarlara tavsiyelerde bulundu: “15 yaşımdan beri yazıyorum ve o yaştan itibaren yazmak ve okumak terk etmedi beni. Yazarken bir yığın tecrübe ediniyorsunuz. Bir yazıyı defalarca yazdığım olmuştur. O daktiloların dili olsa da ne kadar yazdığımı söylese. Üç tane romanımı yırttım ama bunları kayıp olarak görmedim hep tecrübe kazandırdı bunlar bana. Geçimini kalemiyle sağlayanlar, ya yazarak ya da yazacaklarını düşünerek yaşamak zorundadırlar. Konuşuyorlarsa, rüya görüyorlarsa, oturuyorlarsa yazmak içindir. Profesyonel yazar, günün belli saatlerinde yazmayı prensip haline getirir. Yazarlıkta başarının sırrı düzenli yazmaktır.”

 

D. Mehmet Doğan: “Bir Ömür Yazmak”

D. Mehmet Doğan, insanın hayatı boyunca anlamak ve anlatmak için yaşadığının altını çizdiği konuşmasında, yazmanın bir ihtiyaç olduğunu söyledi: “İnsan hayatı boyunca anlamayla ve anlatmaya çalışır. Sözlü olarak anlar ve anlatır. Yazılı dönemde edebiyat artık kayda geçirilen bir şey olur. Yani edebiyat günlük hayatın ötesine geçen veciz bir anlatımdır. Roman bile kısa bir ifade ediştir. Sürekli sizi yazmaya zorlayan bir şey varsa, yazmaktan kopmazsınız. Gazete yazarlığı böyle bir şeydir. Ben de, gazetede yazmasam bile, kendi sitemizde aktüel meselelerle ilgili yazılar yazıyorum. Edebiyatçılara gazetede yazmanın bir takım kolaylıklar sağladığını düşünüyorum. Mesela Tarık Buğra’nın da gazetede yazmasının ona bazı katkılar sağladığını, halka daha yakın olmasını sağladığını düşünüyorum.”

 

Mustafa Özel: “Yazmak mı Yaşamak mı sorusu modernliğin bir sorusudur.”

İktisatçı yazar Mustafa Özel, yaptığı konuşmada, edebiyat üzerinden bir kapitalizm eleştirisi gerçekleştirdi. “Allah Resulü 1600’lü yıllarda gönderilseydi, ilk emir “oku” yerine “yaz” olurdu. Allah Resulü, “Ne yazayım diye sorardı”. Modern kurgucular ise “biz ne yazacağımızı biliyoruz” derler. Bütün yazdıklarımız ne kadar modern olduğumuzu gösterir. Şehirli olmak yazıya aşina olmaktır. Modern olmak 500 yıllık bir olaydır, belki bizim için 100 yıllık olaydır ve bu yeni bir şeydir; bunun farkında olmamız lazım. Modernizmin üç kurgusu vardır: Kağıt Para, Ulus ve Roman. Bu üçü insanoğlunun Allah’ın iyanetiyle değil, şeytanın iyanetiyle ortaya çıkardığı bir şeydir. Matbaa bunun aracıdır. Atalarımız matbaaya şeytan icadı demişlerdir. Çok büyük bir hakikattir bu. Matbaada basılan üç şey kağıt para, gazete ve romandır. Kağıt para olmasa, Kapitalizm olmazdı. Gazete olmasaydı ulus olmazdı, roman olmasa birey olmazdı. Goethe, Faust ile modern bireyin inşasını (yani modern bireyin içine şeytanın nasıl girdiğini) anlatır. İkinci cildinde ise modern devletin inşasını (yani devletin içine şeytanın nasıl girdiğini) anlatır. Modern birey ruhunu “mutlak haz” karşılığında şeytana satmaktadır. Şeytanla anlaşarak birey olabilirsiniz. Soros’un baş eserinin adı “Finansın Simyası”dır.”

Bu yıl "Yazmak ve Yaşamak" teması üzerinden hazırlanan festivalde, 40'ı aşkın oturumda 100'e yakın konuşmacı yer alacak. Şiir ve müzik dinletilerinin de katılımcılarla buluşacağı festival, 15 Aralık'ta sona erecek.

 

 

 
 
 

Ali Haydar Öztürk TYB İstanbul’da

Yeryüzü Buluşmaları’nda Kudüs Konuşulacak

Gazeteci-Yazar Yıldıray Oğur, “Basın Dünyasından Yüzler Sesler” Programına Konuk Oluyor

Bülent Ata TYB İstanbul’da
 
Untitled Document