Untitled Document
Untitled Document
  Anasayfa  
  Hakkımızda  
  Etkinliklerimiz  
  Haberler  
  Kitap Tanıtımı  
  VİDEOLAR  
  Ziyaretçi Defteri  
  Bize Ulaşın  
Arapça Kitap Fuarı
EDEBİYAT MEVSİMİ/Ödül töreni

 

  Ana Sayfa  > Haberler > Bekir S. Soysal: Barışı ya da Kalpleri Fethetmek
 
Bekir S. Soysal: Barışı ya da Kalpleri Fethetmek
31-05-2018 17:57
Fethin mânâ cephesinde tekemmülü ise elbette ki barışı, huzuru ve sevgiyi yani kalpleri fethetmekle mümkündür.
FaceBook ta paylaş
 
 

 

- Fetih ihsan ettik sana, gerçekten apaçık bir fetih. (Kur’an-ı Kerim 48/1)

- Seveceğiniz başka bir şey,Allah’tan yardım ve yakın bir fetihtir. Müminleri müjdele!

                                                                                                            (Kur’an-ı Kerim 61/13)

 

 

Coğrafyanın fethini tamamlayan şey; o coğrafyada ebed-müddet hükümran olmanın endişesini her dem diri tutmanın çâreleriyle mücehhez olmaktır.

Tabiatın, eşyanın, zamanın ve en önemlisi kalplerin fethini bilmektir. Bu şuurla fetih vetiresini sürekli kılmaktır. Fethi gelip-geçen, geride bırakılan, arada bir hatırlanan hamasi bir şey olmaktan çıkarmaktır.

Devralınanı emanet hukuku çerçevesinde bilmektir. Emaneti ehil ellerde tutmak, değerine değer katmaktır. Mirasyedi anlayışına terk etmemektir. Maddeten ve mânen soluk aldığımız atmosferin şuurunda olmak, hayatiyet ve varlık sebebimiz mesabesinde görmektir. Mes’ul olmak ve bu vasfı şahsiyetimizi belirleyen ve ifâde eden seciyeye inkîlâb ettirmektir. Onu her dem yaşamak, yaşatmak ve yaşatıcı olmaktır.

Bu fethin anlık olandan, zamanın ötesine, ebediyete doğru derinlik ve süreklilik çehresidir. Anı ebediyete dönüştürme tecrübesidir. Ve fethin; her hangi bir yer ve zamanda yaşanmışbir hadise olmaktan çıkıp ebediyen yaşanan, yaşayan ve yaşatıcı olan bir hayat kaynağı halinde idrak edilip, şuurlaştırılmasıdır.

Fethin mânâ cephesinde tekemmülü ise elbette ki barışı, huzuru ve sevgiyi yani kalpleri fethetmekle mümkündür.

İşte İstanbul bu müteselsil ve müstesna fetihlerin şehridir. Tabiatın kültüre can ve kan kattığı, kültürün tabiata mütemmim olduğu fetih vetiresinin yaşandığı şehrin adıdır aynı zamanda İstanbul.

 

İstanbul’u fetheden irade on yıl sonra Anadolu’nun doğusuna yönelince, öncekinden farklı bir fetih tecrübesi yaşandı... Trabzon’un Fethi için o zorlu Zigana Dağlarını tırmanırken, Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun’la arasındaki muhaverede Büyük Fatih’in söyledikleri fethini, Kur’anî bir şuurla taçlandırıyordu.

İlk gençlik yıllarımda okuduğum bir Japon Hikâyesindeki[1] tasavvufi motif adeta bu şuurun prototipi gibidir. Ok atma hünerini bir iddia haline getiren Çinli bir silahşor, rakipsizlik mertebesinde olduğunu düşünürken karşılaştığı bir yaşlı bir usta önünde mağlup olur. Oksuz-yaysız vuran bu usta ona, asıl maharetin mertebesini öğretir.

İşte Trabzon’un mağrur hâkimleri sabah uyandıklarında hiç beklemedikleri bir cepheden, sırtlarını dayadıkları çetin dağların, sarp surlarını aşan muhteşem orduyu –ordugâh halinde yerleşmiş olarak- görünce, çatışmadanteslim oldular.

On yıllık fetih ve kalp tecrübesi ona, bu oksuz-yaysız vurma vasfını kazandırmıştı.

İşte Büyük Fatih’ten tevarüs edilen bu zihniyetle fetih vetiresi mütemadi bir mahiyet kazandı... Medeniyet resimleri ibda etti.        

Tarihin yüz akı olan bu kâmil fetih zihniyeti, fetih şuuru yerini, medeniyetimizi yere vuran “kültürel soğuma”nın ardından; ihmallere, vurdumduymazlığa ve bütün zamanların en vahşi, en soysuz vandalizmine bıraktı.

Ve şimdi, tahrip olunanı tamir zamanıdır.

Çünkü şimdi, geçmişin ayak izine damlayacak pişmanlık gözyaşları ile toparlanışve gayretin alın terinde yeniden var olma ümidinin filizleri yeşerecek.

Öyle görülüyor ki bunu sağlayacak irade, henüz emekleme halinde de olsa bu ümidin habercisidir.

 

Kısa bir süre önce Avrupa’nın üzerine titrediği gurur şehirlerinin başında gelen Paris’i Eyfel’in 315. metresinden üçüncü defa ve daha bir dikkatle seyrettim. Uzun-uzun, 360 derecelik açı ile seyrettim... Bu Paris cihannüması bana, sabah ve akşam geçişlerimin kısacık süresinde Boğaziçi Köprüsü’nün, sağve sol istikametteki küçük kaçamak bakışlar arasında yaşattığı tatlı ürpertiyi, o aşkın heyecanı yaşatamadı.

Gördüğüm dünya şehirleri arasında İstanbul istisna tutulduğunda insana keyif ve heyecan verecek korunmuş, bakımlı ve nâdide şehirler elbette ki var. Ama İstanbul’la kıyaslanınca hepsinin câzibeleri, büyüleri azalıyor.

Ancak İstanbul’un yaşattığı bu cihannüma saadetini, gönül isterdi ki şehrin her yerinde ve yakın plan görüntüleri karşısında da yaşayalım.

Ve İstanbul’un yeniden dirilişi ile birlikte milli dirilişimizi desağlayacak fetih iradesini tesis edelim.

Vesselam.

 

Bekir S. Soysal



[1] Cehennemin Kapıları, Varlık Yay. 1959 (Büyük Usta adlı hikâye,  Nakaşima Ton)

 
 
 

Ali Haydar Öztürk TYB İstanbul’da

Yeryüzü Buluşmaları’nda Kudüs Konuşulacak

Gazeteci-Yazar Yıldıray Oğur, “Basın Dünyasından Yüzler Sesler” Programına Konuk Oluyor

Bülent Ata TYB İstanbul’da
 
Untitled Document