Untitled Document
Untitled Document
  Anasayfa  
  Hakkımızda  
  Etkinliklerimiz  
  Haberler  
  Kitap Tanıtımı  
  VİDEOLAR  
  Ziyaretçi Defteri  
  Bize Ulaşın  
Arapça Kitap Fuarı
EDEBİYAT MEVSİMİ/Ödül töreni

 

  Ana Sayfa  > Etkinliklerimiz > Mahmut Bıyıklı: 2018’i Kültürel Seferberlik Yılı Olarak Görüyoruz
 
Mahmut Bıyıklı: 2018’i Kültürel Seferberlik Yılı Olarak Görüyoruz
06-03-2018 08:53
İbrahim Ethem Gören, TYB İstanbul’un Başkanı, kültür adamı Mahmut Bıyıklı ile müesseselerinin çalışmaları üzerine hasbihal etti.
FaceBook ta paylaş
 
 

İbrahim Ethem Gören/Dünya Bülteni 

 

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi (TYB İstanbul) ülkemizin önde gelen sivil toplum kuruluşlarından biri. Yıllardır yapageldiği faaliyetler ve ard arda düzenlediği nitelikli organizasyonlarla ülkemizin kültür sanat hayatına ilave katma değerler üretmekte olan TYB İstanbul’un Başkanı, kültür adamı Mahmut Bıyıklı ile müesseselerinin çalışmaları üzerine hasbihal ettik. 

 

TYB İstanbul’da yeniden başkan seçildiniz. Tebrik ediyoruz. Yeni dönemde ne türden yeni hizmet ve faaliyetleriniz olacak? Önümüzdeki faaliyet takviminde TYB İstanbul neleri hedefliyor?

Yeni dönemde kırk yılın tecrübesiyle görkemli çalışmalara imza atacağız. 2018 yılı boyunca “40. Yıl” faaliyetlerimiz olacak. Bu ülkenin değerlerini dert edinen kültür cephesinin kahramanlarıyla omuz omuza verip uluslararası arenada ülkemizi temsil edecek nitelikli çalışmalara imza atacağız. Bu topraklarda yaşamak bize önce milletimiz ümmetimiz ve bütün insanlık için kurtarıcı bir hamle yapmak sorumluluğunu yüklüyor. Bu sorumluluğun bilincinde muhteşem projeler ürettik. İmkânlar dâhilinde bu projelerimizi hayata geçireceğiz. 

 

SÜHEYL ÜNVER: HERKESİN BİR MESLEĞİ, BİR DE MEŞGALESİ OLMALI

2018 yılını kültürel seferberlik yılı olarak görüyoruz. Aşk ve şevk ile önce ülkem, önce milletim, önce devletim şuuruyla koşmaya devam edeceğiz. Biz seferle yükümlüyüz; zafer Rabbimizden... Türk kültürüne büyük hizmetlerde bulunmuş merhum Süheyl Ünver’in, “Herkesin bir mesleği, bir de meşgalesi olmalı. O meşgale bütün kültürümüzdür.” sözünü çok severim. 

 

BİZİM BU ÜLKEYE BORCUMUZ VAR

Bulunduğumuz her yerde kültürümüz adına elimden geldiği ve gücüm yettiğince emek vermeye, emek verenlere yürek vermeye gayret edeceğiz. Bu ülkeye bizim borcumuz var. 

“Türkiye, benim adesem, ölçüm ve realitemdir. Kâinata, insana, her şeye, oradan, onun arasından bakmak isterim.” diyen Tanpınar'dan mülhem bir ifade ile; kâinata eğer bir şey söyleyeceksek Türkiye gerçeğinden uzak durmamız sözümüzü daraltır, etki alanımızı sınırlandırır. 

 

BÜYÜK BİR MEDENİYET MİRASININ VARİSÇİLERİNİN DURMAK GİBİ BİR LÜKSÜ YOKTUR

Bu mübarek topraklar için konuşmak, koşmak, yazmak; hepsi de amel defterimizi güzelliklerle dolduran eylemlerdir. Büyük bir medeniyet mirasının varisçileri olarak durmak, dinlenmek gibi lüksümüz yok. 

 

FESTİVALDE BÜTÜN FARKLILIKLAR EDEBİYATLA AŞILDI 

“Edebiyat Mevsimi” için de bir paragraf açalım… Bu yıl “Sinema ve Edebiyat” gündemiyle 9’uncusu düzenlenen İstanbul Edebiyat Festivali beklediğiniz rağbeti gördü mü?

Muhteşem bir ilgi vardı. Özellikle gençlerin heyecanı görülmeye değerdi. “İstanbul Edebiyat Festivali” diğer ismiyle “Edebiyat Mevsimi” Türkiye’nin en büyük edebiyat organizasyonu. Bütün oturumlar şölen havası içinde geçti. Aktörü edebiyat, sahnesi edebiyat olan bir festival.

Festival’in adında İstanbul yer alıyor. Bu bağlamda şehirlerin edebiyatla münasebetlerine dair neler söylemek istersiniz?

İSTANBUL, ŞİİRİN ŞEHİR HALİNE GELMİŞ ŞEKLİDİR

Şehirlerin edebiyatla ilişkisine baktığımızda edebiyatın en çok İstanbul’a yakıştığını görmekteyiz. Çünkü İstanbul, şiirin şehir hâline gelmiş şeklidir. Bu festival ile Türk edebiyatı en güzel mevsimlerinden birini yaşamaktadır. Edebiyat Festivali’nin başlamasıyla mevsimler edebiyat mevsimine dönüştü, edebiyat şehrin gündemine esaslı bir şekilde girdi. 

Festival’den detay bilgiler aktarır mısınız?

Gelişi heyecan veren, gidişi hüzünlendiren Festival’de farklı sesler, farklı renkler, farklı görüşler edebî bir uyum içerisinde sanatseverlerle buluştu. Bütün ayrıştırma araçlarına karşı kültürün birleştiriciliği, bizi bir kez daha bir ve beraber kıldı. Şölen havasında geçen İstanbul Edebiyat Festivali, tarih ve kültürün kesiştiği yer olan Sultanahmet’te Mimar Sinan eseri olan Kızlarağası Medresesi’nde gerçekleşti. Her yıl bir tema etrafında hazırlanan festivalin bu yılki teması “Sinema ve Edebiyat’tı.  

Malumunuz Sinema birçok sanat dalıyla iletişim hâlindedir. Ama en güçlü irtibatını edebiyatla kurmuştur.  Edebiyat ve Sinema insanlara ulaşmada, estetik zevk ve bakış açısı geliştirmede iki önemli araçtır.  

Sinema ve edebiyatın, insanlara seslenirken farklı araçları kullansalar da benzer amaçları olduğunu gördük. Roman ve hikâye başta olmak üzerek birçok edebî ürün senaryoya çevrilerek beyaz perdeye aktarılmıştır. Gerek ülkemizde gerekse dünyada edebiyattan sinemaya uyarlanan çok başarılı yapıtlar bulunmakta. 

 

EDEBİYAT FESTİVALİ KÜLTÜR DÜNYAMIZIN DUAYEN İSİMLERİNDEN TAM NOT ALDI 

Kültür ortamlarında daha önce sinema ve edebiyat ilişkisi teşrih masasına yatırılmış mıydı?

İstanbul Edebiyat Festivali’nde sinema ve edebiyat ilişkisi ilk defa bu kadar ayrıntılı şekilde ele alındı. 9. İstanbul Edebiyat Festivali vesilesiyle sinema ve edebiyat dünyasından yüze yakın isim, onlarca oturumda sinema-edebiyat ilişkisini etraflı bir şekilde irdeledi. Edebiyat Festivali kültür dünyamızın duayen isimlerinden tam not aldı.  

 

YÜZLERDE EDEBİYATTAN GELEN MUTLULUKLAR VARDI

Festivalde sadece konuşmalar yoktu. Müzik dinletileri, film gösterimleri ve sergilerle organizasyon tam bir kültür şöleni içinde geçti. Festival başlayınca yıllık iznine ayrılan memurlardan, imtihandan çıkınca koşarak festivale gelen üniversite öğrencilerine kadar herkeste bir coşku, yüzlerde edebiyattan gelen mutluluklar vardı. Kültür sanat faaliyetlerinin iyi hazırlandığında, taliplerinin de o oranda artacağının en güzel örneğini verdi İstanbul Edebiyat Festivali. 

Festivalde bu yıl “Onur Konuğu” ünlü yönetmen Semih Kaplanoğlu’ydu. Kaplanoğlu bütün filmlerinde yeni bir söz söyleme çabasında olan başarılı bir yönetmen. Ülkemizi uluslararası arenada hakkıyla temsil etmekte. Kendisi de organizasyona tam not veren ehil isimlerden birisi. Bize sunulan imkânlar dâhilinde en iyisini yapmaya çalıştık. Eksiklerimizi samimiyetimizle telafi ettik. İstanbullu sanatseverlerden yoğun teveccüh gördük. Teşekkür ve tebrik mesajları aldık.

İŞİMİZİ AŞK İLE YAPIYORUZ

Bu rağbeti nasıl telif ediyorsunuz?

Bu rağbet her şeyden önce bizim kültüre verdiğimiz kıymetten kaynaklanıyor. Biz aylar süren, gündüzler geceler boyu devam eden bir gayret gösteriyoruz. Emek veriyoruz, yürek veriyoruz. İşini severek yapan bir ekibimiz var. Siz yaptığınız organizasyona ne kadar değer ve emek verirseniz rağbet de o orantıda oluyor. 

 

NE KADAR GAYRET O KADAR RAĞBET

Biz işimizi memur mantığıyla değil aşk ile yapıyoruz. Dolayısıyla Rabbimiz de o işi bereketli kılıyor. Tasavvufi dilde “ne kadar hizmet o kadar himmet” denilir. Biz de, ne kadar gayret o kadar rağbet diyoruz. Gayret çok olunca rağbet de çok oluyor. Rağbet çok olunca da rahmet çok oluyor. “Birlikte rahmet var” sırrını Yazarlar Birliği’nde hep birlikte yaşıyoruz şükürler olsun. 

 

TÜRKİYE’NİN AĞABEY ROLÜ… 

Türkî cumhuriyetlerle safları sıklaştırıyorsunuz. Geçtiğimiz ay Türkçenin 12’inci Şiir Şöleni etkinlikleri Ahmet Yesevi Üstad’ın memleketi Türkistan’da düzenlendi. Şölende yaşananlar ve genel atmosferi hakkında bilgi verir misiniz?

Türk Dünyası’nda kültürel anlamda daha çok olmalıyız. Biz de maalesef İslamcılar, İslam Dünyası’nı; Türklüğü çok dillendirenler, Türk dünyasını yeteri kadar tanımıyor. Sloganlarda kalan bir sevgimiz var. Bölgeye kalıcı yatırımlar yapmamız gerekiyor. En kalıcı yatırımlar da kültürel yatırımlardır. TYB’nin başlattığı “Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni” bu noktada önemli bir adım. Ama bunu destekleyici büyük atılımlar gerekiyor. 25 yıldır istikrarlı bir şekilde devam eden bu kapsamlı organizasyon, Türk yurtlarında buluşulması ve Türkçenin şairlerinin birbiriyle tanışması anlamında büyük vazife gördü. Ülkelerin kendi dar sınırları içine hapsedildiği dönemlerde bu faaliyet, bir anlamda kalıpları zorlayarak kardeşlik kapılarının yeniden açılmasına vesile oldu. 

Bursa, Almatı, Aşkabat, Strazburg (Fransa), Akmescid, Üsküp, Bakü, Prizren, Bişkek, Kazan gibi şehirlerde gerçekleştirilen Türk dünyasının en büyük şiir şöleninin bu yılki durağı Kazakistan’ın Türkistan şehriydi. Bütün katılımcılarda Ahmet Yesevi Hazretleri’nin şehrinde, onun yanıbaşında olmanın tarifsiz bir huzuru vardı. Pirin, âli himmetini üzerimizde hissettik. Tasarrufu devam eden sufi bilgelerden Yesevi Hazretleri’nin türbesine sisler arasında vardık. Akılla anlaşılmayacak ve anlatılmayacak manevi hava hemen içimizi sardı. Sanki yüzyıllar önce yaşamış bir şahsiyeti değil el’an hizmetini sürdüren zatı ziyaret ediyormuşçasına manevi bir enerji sarmaladı bizi. Yaşadığımız hâl, hayatlarını Hakk’a ve hakikate adayanların ölmediğinin ve kıyamete kadar da ölmeyeceklerini sırrını fısıldıyor gibiydi. 

AHMET YESEVİ (KS) DÜNDE KALMIŞ BİR ŞAHSİYET DEĞİLDİR

Yesevi dünde kalmış bir şahsiyet değil. Bugün de yaşıyor ve hikmetli bilgilerini kalplere yaymaya devam ediyor. Âdeta “her dem yeniden doğarız” dercesine doğmaya ve gönüllerde muhabbet doğurmaya devam ediyor. Huzura vardığımızda gözyaşlarımıza hâkim olamadık. 

 

DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK…

Türk dünyasının dört bir yanından gelen şairler çocuklar gibi şendi. Hepsi de Türkiye’nin ağabey rolünü özümsemiş ve ortak kültürel hamleler yapmak gerekliliği konusunda hemfikirdi. Her ortamda bu şölenin dilde, fikirde, işte birlik için bir adım olduğunu, adımlarımızı artırmamız gerektiğini ifade ettiler. Tanışmanın ve kaynaşmanın ortak hassasiyetlerin oluşmasında nasıl bir sonuç verdiğini bu şölende de açık bir şekilde görmüş olduk. Kültürün birleştiriciliğinde Türk dünyasıyla ortaklıklarımızı çoğaltma noktasında yeni projeler konuşuldu. İnşallah güzel şeyler olacak.

 

İnşaallah. Buradan tekrar şehre, şehirlerimize dönelim isterseniz. Şehirler kimliğini kaybediyor. Bu hususta TYB olarak ne düşünüyorsunuz? Önerileriniz nedir? 

MEDENİYETİMİZİN İÇ DİNAMİKLERİNE DÖNMEDEN MİLLET OLAMAYIZ

Fetihten bu yana sürekli çoğalan alçakgönüllü ve masum aydınlığıyla eski İstanbul’dan nelere sahip çıktık, ne kadarını koruyabildik; düşünmemiz gerekiyor. Pascal’dan, Kopernik’ten haberli, İbn-i Heysem’den, Harezmî’den, Bîrunî’den, mikrobiyolojiyi Pasteur’den önce kuran Akşemseddin’den habersiz yeni kuşakların zihninde, neyi nasıl kaybettiğimizin bir soru olarak belirmesi gerekiyor. Medeniyetimizin esaslı dinamiklerine dönmeden öncü bir millet olamayacağımızı onlara hatırlatmak lazım. 

 

ŞEHİRLER SAKİNLERİNİN AYNASI OLMUŞTUR

Şehirler daima sakinlerinin aynası olmuştur. Sakinlerinin sükûn bulduğu eski şehirlerimizde cennet huzuru yaşayan ecdadın ahfadının, modern şehirlerde nasıl bir cinnet geçirdiğini üzülerek izlemekteyiz. 

İslam mimarisi, insani olan bir anlayışı benimsemiştir. İnsanın ruhuna uygundur. Gayri insani bir unsura rastlanmaz. Hep ümitvar, daim taze bir hayat sunan, huzurlu ve aydınlık bir mimaridir. Batı’nın iç karartıcı, güç sarhoşluğu içindeki insanı ümitsizliğe sevk eden mimarisinden uzaktır. 

 

GÜNÜMÜZ İNSANI HUZURU MODERN ŞEHİRLERDE BULAMIYOR 

Peki, sizce neden ve dahi nasıl bu muhteşem mimari mirastan faydalanarak ve çağa uygun yeni üsluplar da katarak bu örnekliği bugüne taşımak konusunda neden bir başarı sağlayamadık?

Modern insan günümüzde en çok ihtiyacını duyduğu huzur ortamını maalesef modern şehirlerde bulamıyor. Bu açlığın giderilmemesi de sosyal hayatın her alanında bir bunalıma sebep oluyor. İrfan öncülerinin alınan her nefeste huzuru muhafaza etme formülü, yani “Huş der-dem” bir türlü mümkün olmuyor. 

Kültürümüze sevdalı kalemlerden yazar Sâmiha Ayverdi'nin şu sözleri ne kadar da mânidar: “Yeryüzünde dehânın ve zevkin infilâkı denecek şahsi bir mîmârimiz vardı; bugün ise şehirlerimizin çehresi soysuz ve utanılacak taş ve tuğla yığınları ile gülünç bir maske takmış bulunuyor.” 

Estetik zevklerimizi, değerlerimizi, hayallerimizi, medeniyet birikimimizi yansıtamadığımız şehirlerde Sinan gibi düşünen, Yunus gibi yaşayan, akl-ı selim, kalb-i selim, zevk-i selim sahibi nesiller yetiştirebilme gayreti her zaman eksik kalacaktır. 

Malum, kale yıkıldığı yerden yükselir. Bu minvalde son değerlendirmelerinizi istirham edeyim…

Düştüğümüz yerden ayağa kalkacağımıza ve yeni bir ruh aşısıyla bunu başaracağımıza olan inancımızı da her şeye rağmen korumak gerekiyor. Mimar Sinan’dan Turgut Cansever’e uzanan ufuk çizgisini yeniden yakalayarak ve yaşayarak kaybettiğimiz ya da yeniden kuracağımız şehirler üzerine kafa yormamızın şart olduğu zamanlara erdik. 

Kaybımız büyük ama bir o kadar da birikimimiz var. Yeter ki neyi kaybettiğimizin farkına varalım. Düştüğümüz yeri görelim ki yeniden ayağa kalkmak için nereden kalkacağımızı bilelim. 

 
 
 

Ali Haydar Öztürk TYB İstanbul’da

Yeryüzü Buluşmaları’nda Kudüs Konuşulacak

Gazeteci-Yazar Yıldıray Oğur, “Basın Dünyasından Yüzler Sesler” Programına Konuk Oluyor

Bülent Ata TYB İstanbul’da
 
Untitled Document